Teknoloji Tarafsızdır, Fakat İnsanlar Değil!

Acaba sosyal medyayı kullanırken mahremiyetimize ne kadar dikkat ediyoruz?

Teknoloji ve İnsan

Temelde iletişim, insanlık tarihi kadar eski bir olgudur. İnsanlar arası iletişim ihtiyacı hiçbir zaman değişmemiş olmasına karşın, kullanılan araçlar (medya, ortam) tarih içerisinde ihtiyaçlardaki değişimeler ve  yeni buluşlar neticesinde farklılıklar göstermiştir. Her yeni gelen iletişim aracı veya yöntemi, temelde insanlara 3 konuda faydaya odaklanmıştır: Nasıl daha kolay, daha hızlı ve daha az maliyetli iletişimler sağlanabilir? İşaret dili, duman, yazı, posta güvercini, telgraf, telsiz ve tarih içerisinde adı unutulmuş birçok iletişim aracında bu üç amaca yönelik üretilmiş çözümleri gözlemleriz.

Her yeni gelen iletişim aracı, getirdiği bir takım kolaylıkların yanında bazı zafiyetler de oluşturmuşlardır. Bunlar, temelde iletişim ortamından beklenen güvenlik, gizlilik, bütünlük, hatasızlık gibi çok temel beklentilerdir.. Dolayısıyla  geliştirilen her iletişim aracı ile birlikte bu aracın güvenirliliği, hatasızlığı, sürdürülebilirliği hususlarında da çalışmalar yapılmıştır.

Yani kullanılan iletişim teknolojisi değişmiş, fakat iletişim araçlarından beklenenler değişmemiştir. Tarihe baktığımızda, insanlığın ihtiyaçlarını doğru karşılayabilen her iletişim aracının yüzyıllar boyunca kullanıldığını, kolay kolay terk edilmediklerini gözlemleriz.

iletişim-yontemleri

Günümüze geldiğimizde ise, internet ve mobil cihaz teknolojilerinde yaşanan çok hızlı dönüşümler, insanların yüzyıllardır süregelen iletişim alışkanlıklarını daha çabuk unutmalarını zorunlu kılıyor. Zira gelişmeler insanların çok daha hızlı, kolay ve aynı zamanda ucuz iletişim  imkanlarına sahip olabilmelerini sağlıyor. Öyle ki, bu değişim ve dönüşüm için on yıl ifadesi bile oldukça uzun bir zaman dilimi olarak yorumlanabilir.

İşte bu baş döndürücü dönüşüm, doğal olarak insanları hep cazibeli yönleri ile kendisine çekerken, sağladığı muhteşem iletişim olanaklarının yanısıra, insan ve toplum hayatında oluşturduğu zafiyetlerin ise maalesef fark edilmemesine, gözden kaçırılmasına, göz ardı edilmesine ve daha da kötüsü önemsenmemesine yol açıyor. Günümüz iletişim teknolojilerini kullanan bizler, çoğunlukla rüzgâra kapılmış yapraklar misali en özellerimizi bile bilinmeyen adreslerle paylaşıyoruz. Bu paylaşımların özelde kendimize, genelde ise yaşadığımız toplumlara ne tür olumsuz sonuçlar ile geri döneceğini bilemeden ve düşünmeden hem de…

Kısaca Sosyal Medya

Günümüzde “Sosyal Medya” tanımı içerisinde yer alan teknolojik çözümler nihayetinde, yukarıda da detaylıca ifade ettiğimiz gibi her biri bireysel veya kitlesel iletişim araçlarıdır. Sosyal Medya araçlarının hayatımıza girmesi doksanlı yılların sonlarına dayanmaktadır. Yaygın kullanım alanı olup ilk akla gelenler, mIRC, ICQ, MSN Messenger şeklindedir. Sonrasında internet hızının artışı, erişim maliyetlerinin azalmasına bağlı olarak 2000’li yıllarda sanal sözlükler, forumlar, blog sayfaları hayatımıza girdi.. Artık insanlar çok az bir maliyetledünyanın herhangi bir yerindeki tanımadıkları insanlara dahi istediği mesajı ulaştırabiliyordu. Bu uygulamaların ortak özelliği olarak, çoğunlukla kişilerin gerçek kimliklerini saklayabildikleri, genelde birebir iletişim kurulan ve üretilen içeriklerin çok fazla değer taşımadığı veya üretilen verilerin başka amaçlarla kullanılmadığı görülür. Bu ürünler ile birlikte internet, artık sadece bilgi öğrenilen bir yer değil, aynı zamanda bilgi üretilen bir yer de olma özelliğine kavuşmuş oldu.

iletisim-yontemleri2Sosyal medyada devrim niteliğindeki gelişmeler ise 2004 yılında Youtube ve Facebook’un, 2006 yılında da Twitter’ın piyasaya sürülmesi ile başlamıştır. Zira bireyler arkadaşları ile sosyalleşebilmek, yeni arkadaşlıklar kazanmak için gerçek kimliklerini, fotoğraflarını, videolarını ve daha pek çok özellerini bu türevdeki sosyal medya araçlarında rahatlıkla paylaşmaya başlamışlardır. Ancak ilk etapta hep olumlu özelliklerini gördüğümüz bu yeni nesil araçların zaman içinde diğer iletişim araçlarında yaşandığı gibi zafiyetleri de ön plana çıkmaya başlamıştır. Ulaşılması o kadar da kolay olmayan birçok kişisel verinin, sosyal medya ortamlarında bireyler tarafından bizzat paylaşılıyor olması, beraberinde pek çok art niyetlinin de bu ortamlarda faaliyet göstermesine olanak sağlamıştır..  Dolayısı ile sosyal medya “iyisiyle kötüsüyle, günahıyla sevabıyla” hayatımıza girmiş oldu.

Baktığımızda, gerçek hayatta iyi ya da kötü bildiğimiz her ne varsa, artık sanal dünyada da aynıları yer bulmuş durumda. Nasıl ki alışveriş, gazete, ticaret, sanat, eğlence, eğitim, bankacılık, sosyalleşme sanal ortamlara kaydı ise; dolandırıcılık, yalan ve iftira, ahlaksızlık, sahtecilik, hırsızlık, uyuşturucu, istihbarat, mafya, siber savaş gibi iş kolları da sanal âlemde yer bulmuş durumda.

Dolayısıyla teknolojinin bu hızla gelişimine paralel olarak tüm hayatın sanal ortamda yer bulabiliyor olması, bütün bilinen olguları da yeniden gözden geçirme, yeniden inşa etme ihtiyacını ortaya koyuyor. Bugün devletlerin hukuk sistemleri yeni nesil iletişim araçları karşısında bu yüzden çoğunlukla çaresiz durumda kalabiliyor.

Peki, hayatımızda fazlasıyla yer edinen ve adeta bir sel gibi önüne gelen her şeyi içine alan ve yok eden bu dalgalara karşı bir sorumluluğumuz yok mu? Elbette ki var. Tam bu noktada mahremiyet kavramına bir kez daha bakmamız gerekiyor. Zira bugün sosyal medya üzerinden yeterince düşünülmeden yaptığımız her bir paylaşımın, bize veya çevremize, hatta toplumumuza olumsuzluklar yaşatabileceği gerçeğini unutmamız gerekiyor.

Mahremiyet Nedir?

Mahrem sözlük anlamı olarak “sadece bize ait olan şey” demektir. Mahremiyetimiz ise bize ait olan her şeyi kapsar. En basit örnekle, adımız, soyadımız, aile bilgilerimiz, okul-iş bilgilerimiz, fotoğraflarımız, iletişim bilgilerimiz ve bize ait olan ne varsa, hepsi “mahrem” kavramının altında ele alınabilir.

Peki, sadece bize ait olan şeyleri ne derece paylaşabiliriz? Özellikle sosyal medyada mahremiyetimizi paylaşacağımız zaman iki kere düşünmemiz gerekiyor. Mesela kimse, gerçek hayatta ilk kez gördüğü bir insana 15 sene önce hangi şirkette çalıştığını özel bir durum olmadıkça söylemez. Veya ailevi ilişkilerinden, anne-baba, kardeş vb. akrabalarından bahsetmez. En fazla isim ve memleket bilgileri ile tanışır. Eğer belirli bir seviyede güven ortamı oluşursa daha mahrem bilgileri bahsedilmeye başlanır. Kısaca gerçek hayatta kişiler tanışıklıkları derinleştikçe karşısındakine  mahremlerini  açar.

Ancak sosyal medyada durum hiç böyle değil.

Facebook profiline eklenen tüm bilgiler, eğer gizlilik ayarları özelleştirilmediyse, herkese açık olarak paylaşılıyor. Yine yapılan paylaşımlar konum verileri de dâhil olmak üzere herkese açık olarak paylaşılabiliyor. Benzer şekilde Twitter, Tumblr vb. diğer sosyal ağlarda da “bilinçsiz” bir kullanımın faturası mahremiyetin yıkılması anlamına geliyor.

İngiliz edebiyatçı George Orwell’ın 1984 isimli  alegorik, politik romanında “big brother” diye bir kavram geçmektedir. Romanda toplumda, herkesin ne yaptığı, nasıl yaşadığı sürekli izleniyor ve kayıt altına alınıyordu. Roman bu kayıtlar üzerine kurgulanmıştır. İşte bu romanda sürekli vurgulanan bir ifade vardır: “Big brother is watching you.” Aynı günümüzde olduğu gibi yani, Yaptıklarımızı sürekli izleyen birileri var!

Bu korkunç senaryo, bir zamanlar TV programlarında da gerçekleştirilmişti aslında. Biri Bizi Gözetliyor isimli yarışma programında bir eve doldurulan insanlar 7/24 takip ediliyor, kayıt altına alınıyor ve bu görüntüler milyonlarca insana televizyon üzerinden yayınlanıyordu. Bu program açık bir şekilde mahremiyetin nasıl ayaklar altına alındığının ilk ispatıydı.

Günümüzde böyle bir ortam sosyal medya aracılığıyla fazlasıyla oluşmuş durumda. Artık “big brother” dediğimiz şey internetin ta kendisi! Sabah-akşam, gece-gündüz 7 gün 24 saat boyunca ne yaparsanız, ne paylaşırsanız, nereden sosyal medyaya bağlanırsanız, tamamı izleniyor ve bir yerlerde kayıt altına alınıyor. İlerleyen sayfalarda bu durumu örnekleriyle irdeleyeceğiz.

Velhasıl mahremiyet, kaybetmeye doğru gittiğimiz bireysel ve toplumsal değerimizdir. Ancak bilinçli bir kullanıcı olduğumuzda sınırlarımızı korumak pek mümkün ve kolaydır.

Sosyal Medya ve Kişisel Mahremiyet

Mahremiyet olgusunun dünyada artık yerinin olmadığını savunan bir tez ile karşı karşıyayız. Bu tezi ortaya atan ve savunanlar ise yine bu sosyal medya ortamlarının sahipleri. Dünyanın küresel bir köy haline gelmesi, tüm halkların da aynı düşünmesini sağlamak zorunda değil. Ancak kullandığımız sosyal medya araçları yöresel inançları, adetleri yok ettiği gibi mahremiyet konusunda da kişileri çaresizliğe yönlendiriyor.

Cenaze Paylaşımları

Sadece kendimize ait olan değil ailemize, çocuklarımıza, büyüklerimize, eşimize ait mahremler de sosyal medyada rahatlıkla paylaşılır hale geldik. Bir anlık heyecan ile çok da fazla düşünülmeden çocuğunun, yeğeninin plajdaki fotoğrafını paylaşan ve bu fotoğrafın nerelerde ne amaçla kullanılabileceğinden haberi bile olmayan birçok ebeveyn ya da aile büyükleri var. Hastane yatağında ıstırap içinde kıvranan bir yaşlı teyzenin gerçekten rızası, onayı var mıdır fotoğrafının dünyanın her bir köşesine yayılmasından? Ancak en yakınları o anın duygusallığına kapılarak dua, şifa temennileriyle birlikte bu paylaşımları yapabiliyorlar. Veya bir cenazenin fotoğrafını, hüzün ortamını paylaşmak kime ne faydalar sağlar? İnsanların aciz zamanlarını silinemez ortamlarda ifşa etmek ne kadar insani bir hareket olabilir? Çocukların okullardaki etkinlikleri!!

Yerimizi İlan Eden Uygulamalar

Çekilen fotoğraflara coğrafi konum bilgisi de otomatik olarak eklendiği için çeşitli mağduriyetler yaşayanlar haberlere yansıyor. Babaannesinin maaşını bankadan çeken bir genç, paralar ile öz çekim yapıp sosyal medyada paylaşmasından kısa bir süre sonra hırsızlar tarafından gasp edilmişti. Uluslararası bir hacker, bir arkadaşının birlikte çektirdikleri fotoğrafı internete yüklemesinden kısa bir süre sonra istihbarat birimleri tarafından yeri tespit edilerek yakalanmıştı. Bu tür örnekleri çoğaltmak mümkün.

mobilosoft-image-08Nihayetinde paylaşmada sınır tanınmayan bir döneme geldik. Mahremiyet, kişisellik, gizlilik kavramlarının unutulduğu, ötekileştiği bir zaman dilimi yaşıyoruz. Neleri internette, sosyal medyada paylaşıyoruz diye sıralama yapmak istesek, neredeyse hayatımıza ait tüm detayları içeren bir haritayı ortaya koymuş oluruz. Kişisel bilgilerimiz, fotoğraflarımız, iletişim bilgilerimiz, hobilerimiz, korkularımız, finansal bilgilerimiz, iş-okul hayatımıza yönelik bilgilerimiz, gezdiğimiz yerler, itiraflarımız, özel mesajlaşmalarımız, aile ilişkilerimize ait bilgilerimiz, konum bilgilerimiz, planlarımız ve daha birçok bize özel olanlar. Dikkat edilirse, bunların hepsinin ortak özelliği kişisel bilgi olması. Yani, bize ait olan şeyler, gelişigüzel savrulmaması gereken bilgiler.


Bilgi, çağımızın en önemli güç göstergesi şüphesiz.  Artık güç silahla, kas ile ifade edilmiyor, bilgi ile ifade ediliyor. Ne kadar çok bilgiye sahip iseniz ve bu bilgiyi doğru araçlar ile analiz edip işleyebiliyorsanız, o kadar doğru kararlar alabiliyorsunuz ve öne çıkabiliyorsunuz. Sosyal medya ve internet ortamlarını elinde bulunduran yapılar, ülkeler işte bu bilgi gücüne sahip olabildikleri için son dönemde daha da güçlü olabiliyorlar. Milyonlarca insanın her gün durmadan ürettiği sosyal medya verileri aynı zamanda birileri tarafından analiz ediliyor, işleniyor, değerlendiriliyor ve insanların ve toplumları yarınına etki edecek sonuçların ortaya çıkmasında kullanılıyor.

Bugün ABD Başkanı Obama herhangi bir konuda basın açıklaması yaparken, toplumların konuşmaya yönelik tepkileri anlık olarak Twitter üzerinden analiz edilerek raporlanıyor ve konuşma metninin akışı gerektiğinde bu raporlara göre anlık olarak revize edilebiliyor.

Peki, bu bilgileri kimler analiz ediyor?

Aslında bu verilere ulaşıp da, kullanmayan yok.İstihbarat birimleri suç ve suçlu tespitinde, ülkeler arası siyasi stratejilerinin belirlenmesinde; pazarlamacılar, müşterilere en doğru ürünleri teklif edebilmek, satış stratejilerini belirlemede; uyuşturucu ve kötü alışkanlık örgütleri yeni hedef kitlelere ulaşabilmede; şirketler, işe alınacak personeli tanımada; eş adayları evlilik öncesinde birbirini tanımada tanımada; algı yönetimi faaliyeti yapan örgütlerde, hırsızlık ve gasp için kurban tespitinde, çeşitli sapıklık faaliyetlerinde hep önceden biriktirilen verilerin analizleri kullanılmaktadır.

Peki, Ne Hakla Bu Kadar Mahremimize Giriyorlar?

Tüm sosyal ağlar bunca şeyi takip edip, analiz ederken aslında bizden izin alıyorlar. Sosyal ağlara kayıt olurken bir sözleşme imzalatılır, çoğu kullanıcı bu sözleşmeyi okumaz. Örneğin, Facebook’un sözleşmesini onaylarken şu satırları onaylamış oluyoruz:

Facebook isminizi, resminizi, yarattığınız içerikleri ve sitemizde bulunan tüm bilgilerinizi bize verdiğinizi ve bu bilgileri ticari, sponsorlu içeriklerde kullanmamıza izin verdiğinizi kabul edersiniz. Böylece örneğin, ticari bir kurum veya uygulama, sizin isminizi, fotoğrafınızı veya özel bilgilerinizi sizden izin almaksızın kendi ürünleri üzerinde kullanmak için bize ödemede bulunabilir.

Bu sözleşmeyi tüm sosyal ağlar için düşünebilirsiniz. Hatta Instagram uygulamasının sözleşmesine göre, küçük kardeşinizin fotoğrafını çekip paylaştığınız andan itibaren Instagram bu fotoğrafı herhangi bir şirkete satabilir, bu şirket de bebek mamasının üzerine bu fotoğrafı basabilir, reklam yüzü olarak kullanabilir ve siz hiçbir hak talep edemezsiniz.

Dolayısıyla, sözleşmeleri imzalamadan önce mutlaka ama mutlaka okumak gerekiyor.

Benim özelim yok!
mahrem
Mahremiyet konusu çeşitli ortamlarda gündem yapıldığında çoğunlukla tepkiler şu şekilde oluyor:  “Benim özelim yok, benden ne olacak, izleyen izlesin, takip eden etsin.” Gerçekten öyle mi? Başında kamera bekleyen birisi, kendinin izlendiğini bilen birisi bazı hataları yapmaktan ısrarla kaçınmaz mı? Hepimiz bazı yaptıklarımızın bazıları tarafından görünmesini istemeyiz. Ya da genç yaşlardaki fikirlerimiz, yaşam tarzımız değişip olgun yaşlara geldiğimizde, geçmişe ait detaylarımız torunlarımız tarafından karşımıza çıkarıldığında zor anlar yaşamak istemeyiz. Olayları sadece bugünkü konum ve düşünce tarzımıza bağladığımız için “isteyen izlesin” diyebiliyoruz. Benim özelim yok anlayışı bizlerin kültürel ve dini anlayışımız ile de uyuşmayan bir durum. Perde kültürü!

Mahremiyetimizi Korumak İçin Kriterler

Yeni nesil iletişim araçları sayesinde sürekli izlendiğimizi ve takip altında olduğumuzu, yaptıklarımızın kayıt altına alındığını ve günün birinde ticari, siyasi, ahlaki, ailevi veya başka bir şekilde karşımıza çıkacağını unutmamayı şiar edinmeliyiz. Bu bize “hesaba çekilmeden hesaba çekiliniz” sözünü; “kiramen kâtibin” inancını ve ahirette kitabımızın elimize verilmesini hatırlatıyor olmalı. Bu farkındalık bize aslımızı hatırlatmalı ve “İnsan hiçbir söz söylemez ki onun yanında (yaptıklarını) gözetleyen (ve kaydeden) hazır bir melek bulunmasın.”(Kaf, 18), “Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın.”() ayetlerini anlayabilme bilinci kazandırmalı. Bu farkındalık, insanoğlunun yapabildiği bir teknoloji insanları bu kadar kayıt altına alabiliyorsa, onu yaratanın gücünün yetmeyeceği bir şeyin olmadığını hissedebilmeyi sağlamalı.

Çözüm Yolları

Sosyal medyada mahremiyeti korumak ve bilinçli bir sosyal medya kullanıcısı olmak için yapılacak ilk şey, kullanılan sosyal medya hizmetlerinin gizlilik sözleşmelerini okumak olacaktır. Mutlaka her kullanıcı altına imza attığı sözleşmeyi gözden geçirmelidir. Sosyal medya hizmeti veren şirketler son yıllarda artan baskılar sonucunda daha şeffaf bir konuma geldiler. Artık, açık açık neler yaptıklarını, hangi kişisel bilgilerimizi topladıklarını gizlilik sözleşmelerinde belirtiyorlar.

social-media-identitySonrasında ise gizlilik ayarları yapılmalıdır. Sosyal medya hizmetleri geniş kapsamlı gizlilik seçenekleri sunuyor. Tüm ayarları dikkatlice inceleyip gerekli şekilde düzenlemek gerekiyor.

Tüm bu tespitlerden ve örneklerden sonra sosyal medyayı kullanmayı bırakmak doğru bir hareket olmayacaktır. Bu, devekuşunun başını kuma gömmesine benzeyecektir. Önemli olan bilinçli ve farkındalık sahibi olarak, bu araçların yerinde ve miktarında kullanılmasıdır. Mahremiyet, yani gizlilik ayarlarının yapılması, her uygulamanın kullanılmaması, her bilginin paylaşılmaması, her bilgisayar ortamında şifrelerin girilmemesi, planların, hobilerin, finansal ipuçlarının paylaşılmaması, şüpheli hususlarda uzmanlara başvurulması ve görüş alınması en temelde olarak yapılması uygulanabilecek çözüm yöntemleridir.

Sonuç olarak; hayatımızı çepeçevre saran sosyal medyayı kullanırken sadece salt faydalarına, anlık mutluluklarına odaklanarak değil, daha geniş çerçeveli düşünerek paylaşımlarımızın muhtemel olumsuz sonuçlarını da dikkate almalıyız. Paylaşımlarımız öncesinde maddi, manevi, ahlaki, sosyokültürel değerlerimizi filtre mekanizması olarak kullanabilmeyi alışkanlık haline getirmeliyiz.

Onlar bizi değil, biz sosyal medya araçlarını kullanmalıyız.

 

PaylaşınShare on LinkedInShare on Google+Share on FacebookTweet about this on TwitterDigg this