Türkiye’ de Girişimcilik Yolu Neden Tıkalı?

10 yıldır teknoloji kullanımında lokomotif sektörlerde çalışıyorum. Bulunduğum çeşitli ortamlarda teknoloji üretimine yön veren ülke olamama konusunun tartışıldığına sık sık şahit oluyorum. Neden bizden de mucitler çıkmıyor?”, “Neden marka isimlerimiz, ürünlerimiz yok?”, “Teknolojik atılımları neden biz yapamıyoruz?”, “Bu kadar teşvik paketleri nereye gidiyor?”, ”Üniversite teknoparkları ile şirket kuluçka merkezlerinin somut çıktıları nerede? ve buna benzer pek çok kalıplaşmış sorular, tespitler, tartışmalar ve bitmeyen ama birbirine benzeyen çözüm önerileri. Farklı disiplinden kişilerin benzer yaklaşımlarına sıkça rastlıyoruz. Akademisyenler, tecrübeli yöneticiler, politika üreticileri, öğrenciler ve diğerleri…

icat1

Sizlerle bu konudaki tespitlerimi içeren düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Bu yazıyı kaleme alıp almama konusuna uzun süre karar verememiştim. Değişik zamanlarda ve farklı disiplinlerden kişiler okuduğunda verilebilecek tepkileri düşünerek tezimin olgunlaşması için bir süre konunun fikri boyutlarda kalmasını tercih ettim. Burada amacım herhangi bir kurumla/kişiyle uğraşmaktan  ziyade ülkemizde/coğrafyamızda neden inovasyon konusunda dünya ortalamasının gerisindeyiz konusundan hareketle; işleyen sisteme yönelik tecrübelerime dayalı yorumlarımı paylaşmaktır.

Peki, sorun ne?

Aslında konunun birçok boyutu var ve her birinin ayrı ayrı incelenmesi gerekiyor. Bu alanlardan birisine odaklanarak gözlemlerime dayanan bir tespit ile konuya gireyim.  Toplumumuzun her mühendislik eğitimi alan vatan evladından muhteşem icatların çıkacağına, bu kişilerin dünyayı değiştirecek çalışmalara imza atacağına yönelik beklentisi bir gerçek. (Örgün eğitim sistemlerinde okumamış, alaylı diye adlandırılan kitle ayrı bir yazı konusu). Eğitim hayatına başladıkları ilk günden itibaren yarış atları misali yetiştirilen insanımız en etiketli üniversiteleri bitirdiklerinde ne oluyor? Bu soruya cevaben ben mezunları 4 ana kategoriye ayırıyorum.

  1. İyi üniversitelerden derece ile mezun olanlar,
  2. İyi üniversitelerden mezun olanlar,
  3. Üniversitelerden mezun olup, bir yerlerde kişisel referansı olanlar,
  4. Üniversitelerden mezun olanlar.

Üniversitelerden mezun olamayanları da aynı alaylılar gibi ayrı bir yazıda değerlendirebiliriz.kariyerbasamak

Şimdi bu 4 grup üzerinden inovasyon endeksli olarak konuyu ele alalım.

Birinci kategoriye giren insan kıymetimizin büyük bir ekseriyeti iş hayatlarının en enerjik ilk 10 yılını küresel firmaların Amerika, Kanada, İngiltere gibi pek çok dünya lideri ülkelerinde oldukça iyi hayat şartlarında ve fakat sermayeye çalışarak geçiriyor. Kapital sistemin büyük çarkları arasına sıkışan ve başarıları global sermaye firmalarına fayda sağlayan bireyler olarak başkalaşıyorlar. Yani yıllarca okuttuğumuz, burslar verdiğimiz, toz konduramadığımız bu beyinleri maalesef ülke olarak küresel sermaye firmalarına kaptırıyoruz. Hatta geleceklerini de bu ülkelerde sürdürüyorlar. Özellikle teknoloji bölümlerinden mezun gençlerimiz için daha fazla geçerli bu. Bir şekilde yurda geri dönenler ise ya adaptasyon sorunları yaşıyor ya da ikinci kategoride anlatacağımız kitlenin bir parçası oluyorlar.

 İlk beyin takımımız yurt dışına gönderdik. Peki, sonra gelenler ne yapıyor.

İkinci kategori insan kıymetlerimiz iyi derecede İngilizce bilmenin avantajı ile ağırlıklı olarak az önce bahsi geçen küresel sermaye firmalarının Türkiye ve bölge ofislerinde satış danışmanı, teknik danışman, ürün yöneticisi ve benzeri unvanlara sahip işlere yerleşiyorlar. Sunulan imkânlar ile kendilerini çok ama çok önemli kişiler olarak hissediyorlar. Bu gruba giren gençleri en çok ikna eden yüksek katlı plaza ofisleri, markalaşmış hayat tarzını yaşayabilecekleri maaş ve yan haklar, çoğunlukla etiketli unvanlar, sık sık yapılan yurtdışı iş seyahatleri oluyor.   Çalıştıkları küresel firmaların başka ülkelerde üretilmiş hazır ürünlerini kamu-özel demeden ülkemizin her bir işletmesine satmak için amansız bir mücadelenin içinde buluyorlar kendilerini. Çünkü kurulan sistem ne kadar çok performans gösterilirse o kadar çok prim ve kariyer olanakları diyerek bu kitleyi sistemin içinde tutmuş oluyor. Belli bir zaman sonra işi biten veya çarkın işleyişinden yorulanlar sistem dışında kaldıklarında ise çoğunlukla inovasyon için kendilerini yetkin göremedikleri veya diğer sebepler nedeniyle muhtemelen alt yüklenici özelliği olan işletmelere yöneliyorlar.

Üçüncü kategoriye giren insan kıymetlerimiz, birinci kitlenin üretimine katkı sağladığı, ikinci kitlenin en efektif teknikler ile pazarladıkları küresel markalara ait hazır ürünleri kullanmak ve son kullanıcı desteği vermekten ibaret olan işleri yapmak üzere ülkemizin en prestijli bilişim, telekom, finans, enerji sektörü firmaları ve kamu kurumlarında dışardan çok çekici görünen işlere yerleşirler. Bu gruptaki istihdamın temel iki görevi vardır. Birincisi firmanın ihtiyacı olan ürünlerin tedarik süreçlerinde teknik sorumlu olarak görev almak, var olan bir ürünün rutin yönetimini yapmak. Yönetsel sorumluluklar veya teknik yetkinlerinin zamanla azalması nedenleriyle bu gruptan da  hedef odaklı bir çalışma çıkmamaktadır.

Dördüncü kategorideki insan kıymetlerimiz ise; sektörlerin büyüklerine ait ekosistemden pay alabilmek adına alt yüklenici, ortak, bayi, tedarikçi, iş ortağı gibi modelleri benimsemiş firmalarda çalışmak durumunda kalıyor. Yaptıkları iş çoğunlukla sipariş usulü ürün geliştirme veya yine küresel sermaye ürünlerine son kullanıcı, bakım destek gibi üçüncü parti destek hizmetlerini sunmak şeklinde oluyor.

Bu yaklaşım sürekli kendini yenileyen bir mekanizma şeklinde yıllardır devam ediyor. Bu zincir mekanizmanın cazibesi nedeniyle her yeni mezun da aynı duygular ile hayatının fırsatı gördüğü bu sistemde yer kapma yarışına giriyor. Sonuçta yıllarca büyük emekler verilerek yetiştirilmiş ve zaten bir yerlere yerleştirilmek üzere beyin hücreleri kodlanmış insan gücümüzü ekosistemin içinde kaybediyoruz.

Saydığımız bu 4 gruba dâhil olmayan insan kıymetlerimiz de var elbette. Onlar ise kendi çabaları ile bir şeylerin ispatı için çalışıyorlar. Pazara hâkim görüşün Optical fibres surrounding planet Earthdeğiştirilmesi için bu tür bireysel faaliyetlerin kısa vadede alabilecekleri çok ciddi bir sonuç görünmüyor.

Haberlerde okuduğumuz, bir yerlerde sunumlarını izlediğimiz ya da ufak tefek hayatımıza giren bir yerli icat var ise muhtemelen bu kitleden birisinin gayretlerinin sonucudur diyebilirim.

Sonuçta, ilkokul yıllarından itibaren bu ekosistemin bir parçası olmaları kariyer hedefiyle yetiştirdiğimiz insan kıymetlerimiz küresel sermaye firmalarının kaynak muamelesi süreçlerinin içinde kaybolmaya devam ediyorlar. Kendimize ve çevremize baktığımızda mühendislerin büyük bir kısmının bu dört kitleye girdiğini gözlemleyeceksiniz.

Peki nasıl olmalı? Bunu bir sonraki yazımda ele alacağım.

PaylaşınShare on LinkedInShare on Google+Share on FacebookTweet about this on TwitterDigg this